ARDAHAN TARİHİ
ADININ KAYNAĞI :
Cennet vatanımızın müstesna illerinden biri de ?serhat şehir? Ardahan?dır. Ardahan adının menşei hakkında farklı bilgiler bulunmaktadır. Bölgenin ilk coğrafi ismi kaynaklarda ?Kür? olarak belirtilmiştir. Batılı kaynaklarda ise ?Kyros? olarak geçmektedir. Ortaçağdaki Georgien (Gürcü) kaynaklarında ?Kura? şeklindedir.
Bu yerleşim merkezine Ardahan isminin Ortaçağdan itibaren verildiği tahmin edilmektedir. Verilen bu ismin ne anlama geldiği tam olarak bilinmemekle birlikte değişik rivayetler mevcuttur. Bu rivayetlerden ilki, bölgede bir dönem hakimiyet kuran Urartuların dini inanışları ile ilgilidir. Urartular Güneş tanrısı olduğuna inandıkları ?Ardini? adına bölgede çok sayıda tapınaklar yapmışlardır. Tapınağı yapanlarda bu adla (Ardini) anılmıştır. Bu nedenle bölgeye Ardini denilmiştir. Fakat Tanrı Ardini adına, tespit edilebildiği kadarıyla, herhangi bir belgede rastlanılmamıştır. İkinci rivayet ise şöyledir: M.Ö.665 yılında Kafkaslardan gelerek Yukarı Kür bölgesine yerleşen Saka Türkleri, bölgeyi yedi idari birime ayırmış en önemli birimine de ?Artahanak? adını vermişlerdir. Bu birimin ismi zamanla Ardahan olarak söylenmiştir. Üçüncü rivayete göre, M.S.628 yılında Ardahan ve çevresi, Hazar Türkleri tarafından fethedilmiştir. Ardahan?ın idaresi Hazar Türklerinin ?Arda? adıyla bilinen bir oymağına verilmiştir. Oymağın başbuğlarının ?HAN? sıfatını kullanmasından dolayı ?Arda-han?(Han?ın oturduğu şehir) biçiminde söylenmiştir.
Netice olarak Ardahan adı Urartu (Khaldi)?ların Güneş Tanrısı adına yaptırdığı tapınakla ?Ardini? şeklinde başlamış, Saka Türkleri zamanında ?Artahanak? biçiminde söylenmiş, Osmanlılar döneminde ise bugünkü şeklini almıştır.
BAŞLANGICINDAN OSMANLILARA KADAR ARDAHAN
Ardahan ve çevresi, tarihin en eski dönemlerinden itibaren değişik kavimler ve medeniyetler tarafından yerleşim merkezi olarak kullanılmıştır. Yörede ilk yerleşimin M.Ö. IV. bine kadar uzandığı arkeolojik araştırma ve değerlendirmeler sonucunda ortaya çıkarılmıştır. M.Ö.IV. bin kültürünün ilk yayılma alanları olan, Filistin-Kuzey Suriye-Malatya ve çevresi Elazığ-Erzurum-Karaz kültür değerleri ile Kars, Çıldır, Ardahan, ve Transkafkasya kültür değerleri arasında ortak özellikler ve benzerlikler vardır.
Yörede yapılan araştırmalarda elde edilen bulgular, Çıldır Gölü içindeki Akçakale Adası?nda yer altı ile bağlantıları olan Tunç Çağı?na ait yerleşim merkezinin varlığını kanıtlamıştır. Başka bir bilgiye göre yörede İlk Tunç Çağı?ndan itibaren bir yerleşmenin varlığı söz konusudur. Yörede Hurriler, Mittaniler ve Hititler ile onların daha sonraki kolları olan Azzi-Hayaşalılar yaşamışlardır. Urartu kültürünün izlerine de rastlanmıştır. Ancak M.Ö. VII. ve VI. yüzyıllarda Orta Asya kökenli Hunlar?ın batıya doğru ilk göçleri sırasında buralara gelip yerleşen ve Ural ?Altay dil ailesine mensup olan kavimler, yörede ilk düzenli yerleşimi sağlayan gruplar olmuştur. Ardahan?ın yerleşim yeri olarak seçilmesinde ve kuruluşunda kentin içinden geçen Kura (KÜRE) nehrinin önemli bir fonksiyonu olduğu anlaşılmaktadır. ?Arda? boyunun yerleştiği tahmin edilen Ardahan, Milattan önceki asırlarda olduğu gibi Miladi asırlardan günümüze kadar pek çok tarihi olayın yaşandığı, büyük devletlerin kurulduğu, değişik medeniyetlerin hüküm sürdüğü bir merkez olmuştur. M.Ö VI.-V. yüzyıllarda Oltu-Ardanuç-Yusufeli arasındaki alanlara yerleşmiş olan Taoklar, ?On Binlerin Harekatı? (Anabasis) adlı eserin yazarı Xenophon tarafından İskitlerin komşusu ve yörenin yerli halkı olarak belirtilmektedir. Burada Ardanuç ve Artvin isimlerinin Ardahan ile yapmış olduğu çağrışım, Ardahan gibi bu şehirlerin de Arda?lılar tarafından kurulmuş olabileceğini akla getirmektedir. Çıldır başta olmak üzere Ardahan ve çevresine yerleşen toplulukların, özelliklerini kaybetmeden, Medler, Persler, Mekadonyalılar ve Selevkoslar?ın kısa süren hakimiyetlerinde kaldıkları, M.Ö II.-I. yüzyıllarda da Arakses Krallığı?nın nüfuzu altında faaliyet gösterdikleri bilinmektedir. M.Ö. I. yüzyıldan itibaren yöreyi Roma İmparatorluğu yönetmeye başlamıştır. Yöre daha sonra Partlar ve Sasanilerin egemenliğine girmiştir. Daha sonra Sasanilerle Bizans arasındaki savaşlara neden olan Ardahan ve çevresi M.S. VI. ve VII. yüzyıllarda Orta Asya kökenli Batı Hun kollarının akınlarına uğrar. Bu dönemde Oğuzlar, Sibirler ve Göktürkler?in kolları ile Hazar Türkleri bu yöreye yerleşerek aynı kültürü paylaşan ve yaklaşık 1100-1200 yıldan beri bölgede varlıklarını devam ettiren Arda?lılarla birlik oluştururlar.
VI. ve VII. yüzyıllarda yörede Asya kaynaklı din ve inanışlarla, (Şamanizm, Taoizm, Budizm, Manihaizm vb.) Musevilik ve Hıristiyanlığın karşısında yeni bir din olan İslamiyetin de hızla yayılmaya başlaması, yörenin tekrar hareketlenmesini sağladı. 640 yılında Kafkaslara kadar gelen müslüman Arap ordularının Bizans ve Sasanilere karşı kazandıkları zaferler, Ardahan ve çevresinde İslamiyetin yayılıp kökleşmesini sağlamıştır. 681 ve 689 yıllarında yöredeki Gürcü-Ermeni ittifakına karşı Hazarlar tarafından akınlar başlatılmıştır. Bu dönemde Ardahan ve çevresi, Gürcü-Ermeni-Arap ve Hazar grupları arasındaki mücadelelere sahne olmuştur. IX. ve X. yüzyıllarda Selçukluların öncüleri olan Oğuzlar ve Karluklar da bu çevreye yerleşmeye başladılar. İlk zamanlar plansız olarak bölgeye akınlar düzenleyen bu topluluklar, Güneydoğu İran?da Selçukluların Gaznelileri ortadan kaldırmalarıyla siyasi bir birlik haline gelerek Büyük Selçuklu Devleti?ni kurarlar. Büyük Selçuklular yöreye ilk kez, Tuğrul Bey zamanında ve İbrahim Yınal komutasında organize birlikler oluşturarak yerleşmeye başladılar.
XI.-XIII. yüzyıllarda Ardahan yöresi, hıristiyan Gürcüler, Saltuklular, Anadolu Selçukluları arasında hakimiyet mücadelelerine sahne olmuştur. 1232 yılında Moğollar, Çıldır ve çevresi ile birlikte Ardahan?ı Gürcülerden alarak topraklarına katar. Moğolların buradaki temsilcileri olan İlhanlıların hakimiyetinden sonra Celayirliler ardından Timurluların hakimiyeti başlar. Timur?un ölümünden sonra Ardahan ve çevresinde Karakoyunlular, daha sonra da Akkoyunlular hakimiyeti kurulmuştur. Osmanlı ile Akkoyunlu Devleti arasında yapılan Otlukbeli Savaşı (1473) sonucunda Akkoyunlu Devleti yıkılma sürecine girmiştir. Ardından bölgede Şah İsmail tarafından Safevi Devleti kurulmuştur. 1514 yılında Van?ın kuzeydoğusunda Osmanlılarla Safeviler arasında yapılan Çaldıran Savaşında Şah İsmail yenildi. Ardahan, Çıldır ve çevresi bir süre Osmanlı egemenliğine girmişse de Osmanlılar burada tam anlamıyla bir hakimiyet kuramadılar. Ardahan?ın Osmanlı topraklarına katılması, Kanuni Sultan Süleyman (1520-1566) dönemine rastlar.
OSMANLILAR DÖNEMİNDE ARDAHAN
Osmanlılar dönemine gelinceye kadar bir çok medeniyete ev sahipliği yapan Ardahan, bu dönemden sonra da değişik devletlerin hakimiyet sahasına girmiştir. Çerkez kökenli İskender Paşa 1551?de Gürcistan seferi ile Ardanuç ve Ardahan?ı Osmanlı topraklarına katmıştır. Evliya Çelebi ise I.Selim zamanında katıldığını söylemektedir. Ancak bu dönemde Çıldır ve çevresinin henüz Osmanlı topraklarına katılmadığı anlaşılmaktadır. Çıldır?ın fethi III.Murat (1574-1595) döneminde ?Doğunun Serdarı? unvanını alan Lala Mustafa Paşa tarafından gerçekleştirilmiştir. Koçi Bey Risalesi?nde Çıldır Eyaleti?ne bağlı olarak gösterilen sancaklardan Ardahan, ?Ardahan-ı Büzürk? ya da ?Ardahan-ı Bezrek? olarak kayıtlıdır. Bugünkü Ardahan?ın ilçelerinden olan ve Kars Eyaleti?ne bağlı ?Ardahan-ı Gurçek? olarak gösterilen yer ise Göle?dir. Bu sancak daha sonra 1787 yılında Çıldır Eyaleti?ne bağlanmıştır.
1578?de Çıldır Eyaleti?ne dahil edilen Ardahan, 1578-1588 arasında Erzurum Eyaleti sancaklarından biri olarak kaydedilmektedir. Ardahan 1609 yılında yeniden Çıldır Eyaleti?ne, 1632-1641 tarihlerinde ise Eyalet biçiminde teşkilâtlandırılan Kars?a bağlanmıştır. Aynı şekilde 1635?te Kars Eyaleti dahilinde ?Livâ-i Ardahan-ı Küçük? şeklinde gösterilmiş, Ardahan-ı Büzürg?ün ise Çıldır?a bağlı olduğu kaydedilmiştir. XVII. yüzyıla ait bir yazmada asıl Ardahan?ın da içinde bulunduğu Çıldır Eyaleti on dört sancaktan oluşmaktadır. Defterdar Sarı Mehmed Paşa?nın Zübde-i Vekayiât isimli eserinden anlaşıldığı üzere bu on dört sancaktan biri olan Ardahan, yedi idari bölümden oluşmaktadır.
1-Nahiye-i Hoçuvan der Liva-ı Ardahan-ı küçük
2-Nahiye-i Şimal der Liva-ı Poshev
3-Nahiye-i Mişe der Liva-ı Arhan-ı Büzürg
4-Nahiye-i Gönye der Liva-ı Poskhev
5-Karye-i Hamaş der Liva-ı Ardahan-ı Büzürg
6-Nahiye-i Germücük der Liva-ı Ardahan-ı küçük
7-Karye-i Çardak der Liva-ı Ardahan-ı küçük
XVIII. yüzyılın son çeyreğinde de (1777-1787) Çıldır?a bağlı sancak merkezi olarak görülmektedir. XVIII. yüzyılın sonunda Ardahan da, Kars, Çıldır, Ahıska gibi Bâb-ı Âl-î tarafından yapılan atamalarla idare edilmiştir. Ocaklık veya yurtluk sahibi olan, ahalinin Atabey diye isimlendirdiği kimseler de yönetimde yer almıştır. 1723 yılında Çıldır merkez, Liva-ı merkez mutasarrıflığı (günümüzde merkez ilçe), İshak Paşa?nın oğlu Hafız Mehmet Efendi?ye tevcih edilmiştir. Dönemde sancak olan Poskhev ?in statüsü Çıldır Beylerbeyi İshak Paşa?nın merkez nezdindeki girişimleri ile ocaklık şekline dönüştürülmüştür. İshak Paşa Atabeylerin en nüfuzlu idarecilerindendir. Vezirlik rütbesi ile Tiflis, Çıldır gibi büyük şehirlerde Osmanlı Devletine hizmet etmiştir. Şemdanizâde Fındıklılı Süleyman Efendi?nin eserinde İshak Paşa?nın yüz yaşından fazla yaşadığı belirtilmektedir. Paşa, Osmanlı mimarisinin Doğu Anadoludaki en görkemli yapısının sahibidir. Günümüzde Doğu Beyazid?de yer alan bu yapı İshak Paşa Sarayı olarak tanınmaktadır.
Osmanlı-Rus İlişkilerinde Ardahan
İlk Rus İstilası(1828-1829)
Osmanlı-Rus savaşlarının temel sebebi Rusların yayılmacı politikalarıdır. Rusların 1806-1812 Osmanlı-Rus savaşı sonucunda imzalanan Bükreş Antlaşması?ndan memnun kalmaması, Eflak, Boğdan, Batı Kafkasya ve boğazları ele geçirme politikaları yeni bir savaşın temel sebeplerini oluşturmuştur. Osmanlı Devleti ile Rusya arasındaki bütün savaşlar devamlı iki ana cephede yapılmıştır. Bu cephelerden birisi Tuna veya Rumeli cephesi diğeri ise Anadolu veya Kafkasya cephesidir.
Bu savaşta Ruslar? ın ilk saldırısı Kafkasya cephesindeki Anapa Kalesi üzerine olmuştur. 23 Haziran 1828 tarihinde Anapa, ardından Trabzon sancağına bağlı Fas (Poti ) ve Sohum Kaleleri düşmüştür. 17 Ağustos 1828 tarihinde Ahıska, akabinde Kars işgal edilmiştir. Ruslar Kars?tan sonra Ardahan?ı ele geçirmeyi amaçlıyorlardı. Çünkü Ardahan?ın alınması, Erzurum?un işgalini kolaylaştıracaktı. Ardahan üzerine yürüyen General Murayev, 22 Ağustos 1828 yılında şehri ele geçirmiştir. Nisan 1829 yılında Suskop (Aşık Zülali Köyü) yakınında Ruslarla yapılan mücadele kaybedilmiştir. Bunun üzerine Şark Cephesi Komutanı Salih Paşa, Hakkı Paşa?yı Posof taraflarına yollamış, fakat yapılan muharebede Osmanlı Ordusu yenilmiştir. Ayrıca Yalnızçam civarında bulunan 8000 kişilik Osmanlı kuvvetleri de yapılan muharebeleri kaybetmiştir. Ruslar, Ahıska ve Yalnızçam arasındaki stratejik noktanın güvenliğini tam olarak bu savaşlar sonucunda sağlamışlardır. Erzurum önündeki Ardahan-Posof savunma hattını yaran Ruslar, 25 Haziran 1829?da Erzurum?u ele geçirdi. Bu işgal sırasında Erzurum da yaşayan Ermeniler Rusların işgalini kolaylaştırmıştır. General Paskeviç Erzurum?dan sonra Trabzon üzerine yürümüştür. Bölgenin dağlık oluşu, halkın direnişi, bölgede Ermeni desteğinin olmaması gibi sebeplerden dolayı Rus ordusu geri çekilmiştir.
Osmanlı Devleti bütün cephelerde savaşı kaybetmişti. İki tarafın da isteği ile 14 Eylül 1829 yılında Edirne Antlaşması imza edildi. Buna göre Çıldır, Ahıska, Ahılkelek savaş tazminatı olarak Rusya?ya verildi. Ardahan, Göle, Oltu, Poskhov, Şavşat, Livana Osmanlılara bırakıldı. Böylece Ardahan için yeni bir dönem başlamıştır. Çünkü Ahıska ve Ahılkelek Ruslara bırakılmış, Ardahan Osmanlı Devleti?nin kuzeydoğudaki son toprağı (Serhat şehri) olmuştur. Bu antlaşmadan sonra Osmanlı-Rus savaşlarının başlama noktası Ardahan olacaktı.
1855-1856 Osmanlı-Rus Savaşı
Rusya tarihi emellerini gerçekleştirmek için 26 Ekim 1853 yılında Ahıska?ya saldırarak Kafkas Cephesini açtı. Ardahan?daki Osmanlı komutanı Ali Paşa Ruslarla yaptığı mücadelelerde başarılı olamamış, Rus ilerleyişi devam etmiştir. Rusya?nın bu ilerleyişinden endişe duyan İngiltere ve Fransa, Osmanlı Devleti yanında yer alınca Bâb-ı Âl-î rahat bir nefes almıştır. Fakat 24 Mayıs 1855?te General Murayev Arpaçay?ı geçerek Kars Kalesini kuşattı. Rusların bir kolu da Erzurum istikametine yöneldi. Bu savaşlar Ardahan için endişe verici idi. Nitekim Kars?tan ve Ahıska?dan gelen kuvvetlerle birleşen Ruslar Ardahan?ı ele geçirdi. Osmanlı kuvvetleri Göle?ye oradan da Oltu?ya çekildiler. Ardahan yıllar sonra bir kez daha Çar ordularına teslim oldu. (11 Haziran 1855) Birkaç gün sonra İstanbul?daki Takvim-i Vekayi-i Gazetesi Ardahan?ın işgalini ?Çok acı bir haber? şeklinde duyurmuştur. Serasker Zarif Paşa da hatıralarında ?İstanbul kapısız kaldı.? diyerek üzüntüsünü belirtmiştir. Savaşın genel gidişatı İngiltere ve Fransa?nın desteğinden dolayı Osmanlı Devleti lehine devam etmiş, Sivastopol?un düşmesiyle Rusya barış görüşmelerine başlamayı kabul etmiştir. 1856 Paris Antlaşması?yla Ardahan bir yıllık aradan sonra tekrar hürriyetine kavuşmuştur. Ruslar 30 Mart 1856?da yürürlüğe giren antlaşma ile Ardahan?ı terk etmişlerdir; fakat Ardahan Serhat Şehir olma özelliğini devam ettirmiştir.
1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi)
Rusya?nın 1856 Kırım Savaşı?nı kaybetmesinin ardından, Avrupalı devletlerin baskısıyla imzaladığı Paris Antlaşması?nın maddeleri Rusya?nın tarihi emellerine ters düşmekte idi. 24 Nisan 1877?de Rusya, Osmanlı Devleti?ne savaş açmıştır. Saldırıların başlangıç noktası olan Ardahan?da ?tabya? denilen sağlam yapılar kurulmuştur. Tabyalar Ardahan Kalesinin güney, doğu ve kuzey istikametinde olup şehre ve Küre düzlüğüne hakim noktada idi. İnşa edilen tabyalara ?Ramazan, Emiroğlu, Senger, Kaz, Kaya, Ahali, Düz, Mihrab? isimleri verilmiştir. Rus komutanı Devel, 27 Nisan 1877?de Çıldır?ın merkezi Zurzuna?yı ele geçirdi. Ardahan yönünde ilerlerken başka bir Rus gücü Posof?u işgal etmiştir. 16 Mayıs 1877 tarihinde büyük hücumu başlatan Rus ordusu Osmanlı ordusunu yenerek Gölebert Tepesi?ni ele geçmişlerdir. Böylece Ardahan Kalesi?nin kuşatması başlamıştır. Kale uzun süren çatışmalardan sonra Rusların eline geçti. Böylece Ardahan?ın kırk yıl sürecek esaret dönemi başlamış oldu. Bu esareti ünlü halk ozanı ?Aşık Zülali? şöyle dile getirmektedir:
Ardahan can idi gitti
Lisânı Türk idi gitti
Sultan Hamid?e haber verin
İstanbul?un kilidi gitti
O zaman ki Emiroğlu söküldü
Köprüden, çoluk çocuk suya döküldü
Ananın babanın beli büküldü
Alındı Ardahan yanar Osmanlı
93 Harbi sonucunda Berlin Antlaşması imzalandı (13 Temmuz 1878). Bu antlaşma ile Kars, Ardahan ve Batum Rusya?ya bırakılmıştır. Yine Berlin Antlaşması ile Ermeni meselesi iç politika olmaktan çıkarak, ilk defa uluslararası platformda artık Avrupalı Devletlerin de sürekli müdahale edebileceği bir dış sorun haline gelmiştir. Buradan hareketle İngiltere, 1880 yılı ortalarında Bâb-ı Âl-î? ye Rusya ve Fransa ile birlikte ortak bir nota vererek Ermenilerin yaşadığı bölgelerde ıslahat yapılmasını istemiştir. Bâb-ı Âl-î gereken düzenleme ve ıslahatların yapıldığını bildirmiştir. 1895 yılında baskılar artırılmış, gerekirse güç kullanılacağı tehdidinde bulunulmuştur. Avrupalı devletler Ermeni sorununu kullanarak Osmanlı Devleti üzerindeki siyasal politikalarına daha çabuk ulaşmayı hedeflemişlerdir. Berlin Kongresi Osmanlı Devleti?ne uzun süre uğraşacağı büyük bir sorun bırakmıştır: Ermeni meselesi...
1878 Yılından Sonra Ardahan
Berlin Antlaşmasının 61?inci maddesi, Doğu Anadolu?da, Ermenilerin bulunduğu altı vilayette, büyük devletlerin denetiminde ıslahat yapılmasını karara bağlıyordu. Böylece Ermeni meselesi, XIX. asır ortalarından itibaren gittikçe önem kazanan Doğu meselesinin bir parçası olmuş ve büyük devletler arasındaki rekabette kullanılmaya elverişli bir koz haline gelmiştir. Osmanlı toprakları içerisinde yaşayan Ermeniler ve diğer azınlıklar ?Osmanlı Millet Sistemi? ne göre idare edilmekteydi. Bu sistem her dinden ve her milletten insanların büyük bir hoşgörü anlayışı ile beraberce yaşadıkları ?Huzur Medeniyetini? ifade eder. Osmanlı toplumu birbirine bağlı ve biri olmadan diğerinin huzur bulamayacağı halkalar sisteminden meydana gelmektedir. Campenella?nın deyişiyle bir ?Güneş Ülkesi? (De Civitas Dei) dir. Azınlık grupları içerisinde Ermenilerin her zaman özel bir yeri ve önemi olmuştur. ?Pax Ottmana? (Osmanlı Barışı) çerçevesinde insan hak ve hürriyetlerinin millet ve cemaat ayrımı yapılmadan modern hukuk devleti ölçülerine yaklaşık bir değerde uygulandığını Osmanlı Tarihi konusunda yerli ve yabancı bilim adamları ifade etmişlerdir.
Fatih Sultan Mehmed İstanbul?u aldıktan sonra 1461 yılında Bursa?daki Ermeni Piskoposunu payitahta getirterek ona patrik unvanı vermiştir. Ortodoks Patriği Rum Cemaatinin dini reisi olduğu gibi Ermeni Patriği de Ermeni Cemaatinin lideri oldu. Patrikhane asıl dini vazifeleri yanında cemaatin hukuk, eğitim ve sosyal hizmetlerini görmekle de yükümlüydü. Ermeniler Osmanlı coğrafyasının hemen her bölgesinde yaşamakta idi. Bu yüzden hiçbir yörede çoğunlukta değillerdi. Ticaret ve sanatkârlıkla uğraşırlar, özellikle sarraflık ve kuyumculuk yaparlardı. Türk İslam Medeniyeti ile en fazla kaynaşmış, adetleri ve zevkleri Türklerinkiyle müşterek olan tebaa Ermenilerdi. Anadolu Ermenilerinin bir kısmı evde Türkçe konuşur, Ermeni harfleri ile yazılı Türkçe İncil okurdu. Bu sebeple Ermeniler XVIII. ve XIX. asırlardan kalan Osmanlı belgelerinde ?Millet-i Sadıka? olarak geçer. Fransız İhtilali?nin Avrupa?da yaydığı milliyetçilik akımı Osmanlı İmparatorluğu?nun parçalanmasında önemli etken olmuştur. Milliyetçilik akımının Ermenilere tesiri ilk olarak XIX. asır ortalarında görüldü. 1877 Osmanlı-Rus Savaşı sonunda Patrik Nerses Varajabedyan, Rus Ordusu Baş Kumandanı Grandük Nikola?dan Osmanlı ile yapılacak antlaşmaya Doğu Anadolu?da, Rus himayesinde Ermeni devleti kurulmasına dair bir madde konulması ricasında bulundu. Patriğin bu girişimi Ruslar tarafından kabul edildi. Berlin Antlaşması?nın 61?nci maddesi bu girişimlerin neticesinde kabul edilmiştir. Osmanlı parlamentosunda dokuz Ermeni mebusu bulunmasına rağmen Ermeniler, Rusların egemenliği altında bir devlet kurmayı tercih etmişlerdir. Ermenilerin savaş sırasında isyan etmeleri ve müslümanları katletmeleri karşısında Osmanlı Hükümeti, 27 Mayıs 1915?te Tehcir Kanunu çıkartmıştır. Bu kanunla Ermenilerin Osmanlı ülkesi içerisinde karışıklık çıkarmamaları, cephede savaşan ordunun gerisinde düşmanca hareketlere girişmemeleri amaçlanmıştır.
I.DÜNYA SAVAŞI VE MİLLİ MÜCADELE YILLARINDA ARDAHAN
Osmanlı Hükümeti 3 Ağustos 1914 tarihinde seferberlik ilan ederek I.Dünya savaşına katılmıştır. Aynı gün Hınçak, Ramgavar, Veragazmial komiteleri merkezinde yoğun bir faaliyet gözleniyordu. Komite merkezlerinden bütün şubelere aynı talimat veriliyordu. Buna göre Rus ordusu sınırdan ilerleyip Osmanlı ordusu geri çekilirse her tarafta aynı anda isyan edilecekti. Böylece Osmanlı ordusu iki ateş arasında bırakılacak, binalar ve resmi müesseseler bombalanacak, yıkılacaktır. En tanınmış Ermeni önderlerinden biri olan Karakin Pastırmacıyan, savaş başlar başlamaz gönüllü Ermeni birliklerinin başına geçer. Pastırmacıyan, aynı zamanda Garo ismiyle bir Osmanlı mebusudur. Bu ilginç durum Osmanlı Devletinde yaşayan Ermenilerin kendi içindeki siyasal tercihleri açısından çok önemli bir örnek teşkil etmektedir.
Osmanlı ordusu, I. Dünya Savaşı?nda ilk taarruz cephesini, Harbiye Nazırı Enver Paşa komutasında Kafkaslara doğru büyük bir harekat ile başlattı. Amaç Kafkaslarda kaybedilen toprakların alınması idi. Sarıkamış Harekâtı?nın başladığı günlerde, Alman Subayı Stange?nin kontrolündeki Osmanlı milis güçleri Artvin, Ardahan ve Tiflis?i ele geçirmek için ileri harekâta geçtiler. 25 Aralık 1914?te Artvin üzerinden Yalnızçam geçidini geçen Türk ordusu 29 Aralık günü Ardahan?a girdi. Ardahan?ın stratejik önemini çok iyi bilen Ruslar 3 Ocak günü hücuma geçti. Ardahan?da bulunan Türk milis kuvvetleri daha fazla dayanamayacaklarını anlayınca şehri boşaltmak zorunda kaldılar. Böylece Ardahan?ın hürriyet sevinci bir hafta sürmüş oldu. Ruslar, bölgenin tekrar elden çıkmaması için Ardahan?daki kuvvetlerinin sayısını üç katına çıkardılar. Osmanlı ordusunun Sarıkamış?tan harekete geçtiği haberi, Ardahan?da yeni bir sevinç dalgasına neden oldu. Harekât, Allahuekber dağlarının Sarıkamış yönünde başlamıştı. Dağların Kuzey yönü ise Ardahan ve Göle yaylasına bakıyordu.14 Ocak 1915 gecesi Osmanlı ordusu harekâta başladı. Tarihe ?Sarıkamış Faciası? olarak geçen bu taaruzda yaklaşık doksan bin askerimiz donarak şehit oldu. Harekât başarısızlıkla sonuçlanınca, harekâtın ikinci ayağını oluşturan Göle-Merdinik ve Ardahan hattı iptal edildi. Bu süreçten sonra Ardahan?da baskı ve zulümler tekrar artmaya başladı.
Rusların bölgedeki sivil halka uyguladığı baskı ve sindirme politikasına ilave olarak Ermenilerin yapmış olduğu katliamlar İmparatorluğun kanayan yarası haline gelmişti. Halk çaresiz ve kimsesiz kalmıştı. Bu felaket günlerinde ?Bakü Müslüman Cemiyet-i Hayriyesi? Ardahan ve ilçelerinde birer şube açmış, halka büyük yardımlar yapmıştır. Yine Azerbaycan?da yardım aracılığıyla faaliyet gösteren ?Kardaş Kömeği? adlı kuruluş da Ardahanlı fakir ve hastalara çok büyük yardımlar yapmıştır. Bu dönemde Ardahan ve civarına Ruslar tarafından Ermenilerin iskan edilmesi dikkat çekicidir. Ruslar, Ermenileri Ardahan ve Kars taraflarına yerleştirerek bölgede kalıcı olmayı, Türklerle aralarında bir tampon bölge oluşturmayı amaçlamışlardır. 1855?te de Rus Arazi Nizamnamesi hayata geçirildi. Buna göre özel mülkiyet kaldırılarak devlet, kamu adına toprağın sahibi oldu. Bu uygulamanın asıl amacı, burada yaşayan Türk ve Müslüman nüfusun mülklerine el koymaktı.Rusların bu ve benzeri uygulamalarından cesaret alan Ermeniler, I.Dünya Savaşı esnasında Rusların kontrolünde bölgede etnik soykırıma giriştiler. Anadolu?daki ilk büyük kıyımlarını Ardahan ve çevresinde yaptılar. Çıldır, Göle, Hanak ve Ardahan köylerinde giriştikleri katliamlarda 150 Türk köyünü yağma ve talan ettiler. Çoğu kadın ve çocuk yaklaşık 20.000 Türk?ü hunharca katlettiler.
Brest-Litovsk Antlaşması Ve Ardahan?da Yeni Dönem
Rusya?da 1917 yılında yapılan Bolşevik ihtilali sonucunda, Çarlık rejimi yıkıldı. Kurulan yeni hükümet kayıtsız ve şartsız savaştan çekildiğini ilan etti. Rusya Hükümeti 3 Mart 1918?de Osmanlı Devleti ile barış yaptı. Müzakereler sırasında Berlin Büyükelçisi İbrahim Hakkı Paşa, çok veciz bir konuşma yaparak, ? Elviye-i Selase? (Kars-Ardahan ve Batum) meselesini gündeme getirdi. Hakkı Paşa, Kars-Ardahan ve Batum?un Türk yurdu olduğunu vurgulamış, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşında bir kısmının savaş tazminatı olarak Çarlık Rusya?sına terk edilmek zorunda kalındığına dikkat çekmiştir. Rusya Delegasyonu?ndan Sokolnikov öneriye karşı çıkmışsa da Wilson ilkelerinin gereği olarak bölge halkının kendi geleceklerini belirleme fikrine tepki gösterememiştir. Sovyet heyeti adına L.M. Karahan Brest-Litowsk?tan 4 Mart 1918?de çektiği telgrafta Kars,Ardahan ve Batum?un Osmanlı Devleti?ne bırakıldığını yazıyordu. Brest-Litowsk Antlaşması ile Ardahan?ın düşman işgalinden kurtuluşu İstanbul?da büyük sevinçle karşılandı. Dönemin padişahı Vahdeddin 15 Ağustos 1918 tarihinde bir irade ile Ardahan, Kars ve Batum?un anavatana katıldığını bildirmiştir. Yeni düzenlemeye göre Batum merkez olmak üzere Kars ve Ardahan bağlı iki sancak olacaktır.
Fakat kurtuluş sevinci fazla uzun sürmedi. Birinci Dünya Savaşı?nda Osmanlı İmparatorluğu ve müttefikleri yenildi. Osmanlı ile çok ağır hükümler taşıyan Mondros Ateşkes Antlaşması imzalandı.Mondros ateşkesine göre Osmanlı Devleti ?Elviye-i Selase?yi Ruslara bıraktı. Büyük devletlerin gizli maksadı bu bölgede kendi himayelerinde bir Ermenistan devleti kurmaktı. I.Dünya Savaşı sonrasında A.B.D Başkanı Wilson tarafından yayınlanan bir bildiriye göre (Wilson Prensipleri) her millet yaşadığı yerde Self-Determinizasyon hakkına sahipti. Yani nüfus olarak çoğunlukta oldukları yerlerde kendi devletlerini kurabileceklerdi. Ermeniler bulundukları yerlerde çoğunlukta olmak amacı ile katliamlar yapmaya başladılar. Ayrıca Gürcülerin de Ardahan üzerinde talepleri vardı. Ermeniler, Kars dahil bütün Güney Kafkasya?nın tarihî olarak Ermenistan hudutları içerisinde olduğunu iddia ediyorlardı.
Gürcüler, 28 Nisan?da Ardahan?a doğru hücuma geçtiler. Göle?ye kadar ilerleyen Gürcüler, bu sırada Ardahan?da konuşlanmış bulunan Milli kuvvetler tarafından püskürtüldüler. Aynı anda harekete geçen eli kanlı Ermeni çeteleri yörede binlerce silahsız ve savunmasız Türkü katlettiler. Gürsoy Solmaz?ın ?Doğuda Ermeni Zulmü Gören Vatandaşlarımızın İfadeleri" adlı makalesinde zulmün hangi boyutlara vardığı anlaşılmaktadır. Makaledeki bir örnekte Yağbasan Köyünde Aziz oğlu Türkez?den olma Beşir Şahin?in 1902 yılında verdiği ifade şöyledir: ?Ermeniler Ardahan?da karımın amca oğlunu öldürdüler. Komşu Karahamza Köyü?nü basarak ahalisine envai çeşit zulüm yaptılar. Köyün çoğunluğunu Katranlı Köyü?ne götürerek yaktılar ve süngülediler.?
Ermenilerin yaptığı insanlık dışı katliamlarla ilgili çok sayıda belge ve bilgi mevcuttur. Çıldır?ın Kurzah Köyü?nde ahaliyi çukurlara doldurup üzerlerine kireç döktükten sonra neft ile yakmışlardır. 1920 yılı Nisanından başlayarak Ermeniler Göle, Lavustan (Gedik) Toptaş, Kelpikör (Esenboğaz) köyleri ahalisinden 800 kişiyi evlere doldurarak yakmışlardır.
Mustafa Kemal Paşa, Kars ve Ardahan bölgesindeki Ermeni katliamını Antalya?daki İtalyan temsilcisine gönderdiği 28 Mart 1920 tarihli telgrafında şöyle özetlemiştir: ?Tohumluk istemek, vergi tarh etmek, silah toplamak gibi bahanelerle öteden beri Ermeni zulm ve işkencesine maruz kalan şark hududumuz haricindeki ahali-i islâmiye son Şubat ayı zarfında Ermeni kumandanları tarafından sevk ve idare edilen sunûf-u muhtelifeden mürekkep müteaddid müfrezelerin taarruzları karşısında bir çok kurban vermiş ve Kars vilayetine tabii Çıldır, Zaruşad, Şüregil, Akbaba kazalarında isimleri mazbût kırk İslam köyü kâmilen tahrip ve imha olmuştur. Bu köylerin biçare halkından 2000?den ziyade İslam nüfusu pek feci bir surette katl olunmuş ve katl-i âma uğrayan İslamların eşyası Kars pazarlarında alenen satılmıştır.?
Kars Milli İslam Şurası Ve Cenub-u Garbi Kafkas Hükümeti
Mütareke sonrası Osmanlı Devleti?nin bölgedeki varlığı sona erdi. Rusya, İngiltere ve Fransa?nın desteği ve himayesi ile bölgeyi Ermenistan?a dahil etme çabaları hız kazandı.Yörede ezici bir çoğunluğa sahip olan Türk-Müslüman halk ?Wilson İlkeleri? gerekçe gösterilerek oluşacak fiili bir durumu engellemek amacıyla Kars, Batum, Ardahan, Oltu ve Doğubayezid?i içine alan bağımsız bir Türk Devleti kurmayı amaçladılar. Bu amaç doğrultusunda Kars Milli İslam Şurası, Oltu İslam Şurası ile I. ve II. Ardahan Kongreleri yapıldı. Mütareke sonrası Kars?taki aydınlar bir araya gelerek ?Kars Milli İslam Şurasını? oluşturdular. 5 Kasım 1871 ile 19 Nisan 1919 yılları arasında çalışmalarını sürdüren bu yerel hükümet, kısa da olsa milli varlığımızın ortaya konması açısından önemlidir.
Daha sonra çalışmalarını hızlandıran Şura, 18 Ocak 1919?da ?Cenub-i Garbi Kafkas Hükümeti Muvakkâte-i Milliyesi? (Güneybatı Kafkas Hükümeti Milli Geçici Kurulu) adını aldı. 30 Kasım 1918?de yapılan ilk Kars kongresinde ?Milli Şura? şu önemli kararı aldı: Batum ile Kars illerini (Artvin, Oltu dahil) Ahıska ve Sürmeli (Tuzluca, Iğdır, Aralık) sancaklarını ve aynı zamanda Türk nüfusunun çoğunlukta olduğu Ahılkelek ve Eçmiyazın (Serdarabat) sancaklarının batı kesimlerini içine alan Güney Batı Kafkas hükümeti müstakil bir devlettir. Milli Şura kurucular meclisinin toplanmasına değin bu bölgelerde Cumhuriyeti ilan eder. 19 Nisan?da İngilizler tarafından bu hükümete son verilerek kurucuları ve ileri gelenleri Malta?ya sürgüne yollandı. Milli Şura Hükümeti?ne son verilmesinin ardından Çıldır?da, Arpaçay?ın merkez ve Susuz Bucağı?nda, Akbaba bölgesinin köylerinde birkaç günlük katliamın bilançosu kırk beş kişidir. Çıldır, Göle ve bağlı köylerde vahşet tasavvur edilemeyecek boyutlara ulaşmıştı. Kars?ta olduğu gibi Ardahan?da da Milli Kuruluşlar göze çarpmaktadır. ?Ardahan Milli İslam Şurası? bir avuç vatansever aydının gayretleriyle kurulmuş ve Kars ile aynı paralelde hareket etmiştir. Kars?ın faaliyetlerine İngilizlerce son verilmesi üzerine Gürcüler de harekete geçerek, ?Ardahan Milli İslam Şurası?nı 26 Nisan 1919?da askeri yöntemlerle dağıttılar.
Ardahan Kongreleri
I. Ardahan Kongresi
1918 Mondros Mütarekesi?nden sonra İstanbul ve Anadolu?nun bir çok yerinde milli toplantılar yapılmıştır. 5 Kasım 1918?de Kars?ta ?İslam Şurası? meydana getirilmiş,14 Kasım 1918?de bir kongre toplanmıştı. Bunu Ahıska, Ahılkelek ve Ardahan Kongreleri izledi. Ahıska ve Ahılkelek?in Gürcülerce işgalinden sonra Milli Kongre Japonya?ya başvurarak resmen varlıklarının tanınmasını talep etti. Batum?un, İngilizlerce işgalinden sonra I. Ardahan Kongresi çalışmaları başladı. Böylece Türkiye?deki yerel kongre çalışmalarında Ardahan da öncelikli yerini almış oldu. Ardahan kongreleri daha sonra yapılacak olan Erzurum ve Sivas kongrelerine önemli bir alt yapı oluşturmuştur.
I. Ardahan kongresi, 3-7 Ocak 1919 tarihleri arasında toplanmıştır. Başkanlığını III.Tümen komutanı ?Halit (Karsıalan) Bey? yapmıştır. Halit Bey, Enver Paşa komutasındaki I.Kafkas ordusunda bulunmuş değerli bir komutandı. Kongredeki diğer üyeler ise Cafer (Erçıkan) Bey, Dr.Hakkı Cenap, Dr.Fuat Sabit, Dr. Abidin (Ağacıkolu), Filibeli Hilmi, Arif Bey, Rasim (Acar), Cafer Bey ( Bu zat aslen Erzurumlu olup eski ?Teşkilat-ı Mahsusa? ajanlarından idi ve Ebulhindili Cafer diye tanınırdı. Ermenilerin korkulu rüyası idi.) dir. Dr Fuat Sabit, İttihatçıların Erzurum?daki kilit isimlerindendir. Arif bey, orduda baytarlıkta bulunmuş bir yarbay idi. Ardahan kaymakamı Rasim (Acar) Bey ise yörenin köklü ve nüfuzlu bir ailesi olan Hamşioğulları?na mensuptu. Kongre, Rasim Bey?in konağında yapıldı. Bu konak bugün ?Ardahan İl Sağlık Müdürlüğü? olarak hizmet vermektedir.
Kongrede Alınan Kararlar
1. Mondros?ta dikte ettirilen kararlar kesinlikle kabul edilemez.
2. Eldeki silahlar teslim edilmeyecektir. Hatta yeni bir mücadele için her çare denenerek yeniden silahlanmaya gidilecektir.
3. Ahıska ve ?Elviye-i Selase? (Kars, Ardahan, Batum) düşman işgalinden yeni kurtulmuştur. Buralar hiçbir şekilde terk edilmemelidir. Anavatan için boğazlar son derece elzemdir. Limanlar ve demiryolları düşman kontrolüne bırakılmamalıdır. Zafere ulaşıncaya kadar herkesin uyum içerisinde çalışması gerekmektedir.
4. Vakit kaybetmeden Milli Şura Hükümeti ile temas kurulmalıdır. Bu bölgelerden gelecek temsilciler ile II. Ardahan kongresi toplanmalıdır.
I. Ardahan kongresi, emperyalizme ve onun işbirlikçilerine karşı tam bağımsızlık yolunda Anadolu?dan yükselen onurlu başkaldırının ilk gür sesi olmuştur.
Ardahan bir süre sonra birinci kongrede alınan karar gereği ikinci kongre hazırlıklarına başlamıştır.
II. Ardahan Kongresi
7-9 Ocak 1919 tarihleri arasında daha geniş bir katılımla II. Ardahan kongresi toplandı. İlk kongreye katılanların yanında Ahıska, Çıldır, Oltu, Kars, Ahılkelek, Kağızman ile Şüregel?den gelen delegeler de hazır bulundular. Kongrenin reisi yine ?Halit Bey?dir. Üyeler ise şunlardır: Cafer Bey (Erzurum?un Ebulhindi/Alaybeyi Köyünden ve Köseoğulları ailesindendir. İlk kongrede bulunmuştu.), Dr Hakkı Cenab, Dr Abidin (Ağacıkolu) Dr Fuat Sabit, Filibeli Hilmi, Yarbay Arif, Rasim Acar (Ardahan Kaymakamı), Osman Server (Atabek), Mehmet Ali Bey, Dr Esad Bey, Yusuf Ziya Bey (Oltu adına katıldı), Şakir oğlu Ahmed, Mehmed Ramiz Bey, Rüstem (Acar), Hasan Han Bey (Cihangiroğullarından), Ali Rıza (Ataman), Afzal Bey, Hacı Abbasoğlu, Kerbalayi Mehmed Bey. II. Ardahan kongresine Kars Milli Şura Hükümeti Cumhurbaşkanı Cihangirzade İbrahim Bey de katılmıştır. Kongrede kabul edilen maddelerle bölgenin geleceğine yönelik kararlar daha kapsamlı hale getirildi.
Kongrede Alınan Kararlar
1. Güneybatı Geçici Milli Kafkas Hükümeti kurulmalıdır. Bunun için Milli Şura temsilcilerinin seçip göndereceği delegelerle Kars?ta büyük kongre toplanması sağlanmalıdır.
2. İngilizler mütareke hükümleri içerisine alınmıştır. Ordudaki silahlar halka dağıtılmalıdır. Gürcü ve Ermeniler asla memleket içerisine sokulmamalıdır. Trabzon?da İstikbal ve İkbal, Batum?da Saday-ı Millet ve Erzurum?da Albayrak gibi Milli yayınlar çıkarılmalıdır.
3. Eldeki silahlar kesinlikle teslim edilmeyecek, III.Tümen 1914 sınırları gerisine çekilecek, Güneybatı Kafkasya Hükümeti?ne her türlü önderlik Halit Bey tarafından yapılacaktır.
I ve II. Ardahan kongreleri, Doğu Anadolu kongreler grubu içerisinde yer almaktadır. Ardahan ve Kars?ta yapılan kongreler son derece önemlidir. Kısa bir süre sonra Erzurum?da Mustafa Kemal Paşanın katılacağı büyük bir kongre toplanacaktır. Böylece Ardahan?da başlatılan yerel kongreler bütün doğuyu kapsayacak şekilde genişletilmiştir. Ardahan kongrelerinde alınan kararlar Gürcüler tarafından yok sayılmak istenmiş ve işgal için harekete geçilmiştir. 20 Nisan 1919?da Ardahan, Gürcüler tarafından işgal edilmiştir. Kongre sonrasında oluşan ?Şura? dağıtılmıştır. Ayrıca Ardahan civarındaki Seyduran ve Dikan köyleriyle,Göle?deki Arpaşen köyleri tahrip edilmiştir. Gürcüler, Ardahan ve havalisinde 1000 kadar insanı katlettiler. Bu olaylar olduğu sırada İngilizler Kars?a girerek 13 Nisan 1919?da ?Milli Şura Hükümeti?ne son verdiler.
ARDAHANIN KURTULUŞU
Doğu cephesi komutanı Kâzım Karabekir Paşaya bağlı ordu, 30 Ekim 1920?de Kars?a girdi.TBMM 22 Şubatta yaptığı toplantıda Artvin ve Ardahan?ın derhal düşman işgalinden kurtarılmasını kararlaştırdı. Hariciye Vekaleti bir nota hazırlayarak ertesi gün Gürcistan Elçiliği?ne verdi. Notada, Ardahan?ın kayıtsız şartsız TBMM Hükümeti?ne bırakılması isteniyordu. Gürcüler,Türk ordusunun kararlılığı karşısında daha fazla tutunamayacaklarını anlayınca 23 Şubatta Ardahan?ı boşaltacaklarını taahhüt ettiler.
Ardahan?ın uzun zamandan beri beklediği kurtuluş ve şanlı bayrağımıza kavuşma 23 Şubat 1921 günü gerçekleşti. Gürcü birliklerinin şehri boşaltmasından sonra Yüzbaşı Osman Bey?in komutasındaki Türk birlikleri şehre girdi. Ardahan halkı kahraman ordumuzu adeta bağrına bastı. Sevinçten ağlayanlar, Allah?a dua edenler, toprağa kapanıp dakikalarca kalanlar bu mutlu anı günlerce yaşadılar. Ardahan?a Türk bayrağı dikildi. TBMM Doğu cephesi komutanı Kâzım Karabekir Paşaya bir teşekkür telgrafı çekti. Fevzi Paşa da Kâzım Karabekir Paşa?ya çektiği telgrafta: ?Ardahan ve Artvin?i kurtaran Doğu Ordumuzun kahraman komutanlarını ve askerlerini tebrik ederim? diyordu. 24 Şubat 1921?de Ardahan Livası adına Celâl Hamşioğlu, İsa, Mehmet Ali ve Karaman imzalarını taşıyan bir telgrafla Kâzım Paşaya teşekkür edildi. Aynı mealde bir telgraf da TBMM?ye gönderildi. Şark cephesi komutanı Kâzım Karabekir Paşa 24-26 Ekim tarihleri arasında Ardahan?ı ziyaret etmiş beraberindeki heyete Ermeni ve Rusların burada yaptıkları katliamları anlatmıştır.
Ardahan?ın Mutasarrıflık Yapılması
Ardahan, anavatana katıldıktan sonra 7 Temmuz 1921 tarih ve 133 sayılı kanun ile vilayet ile kaza arasında yönetim olan ?mutasarrıflık? haline getirilmiştir. Ekim 1922?de Ardahan Mutasarrıflığı?na Talat Bey tayin edildi. 28 Nisan 1923 yılına kadar mutasarrıf olarak Ardahan?ı idare etmiştir.
Mustafa Kemal Paşa?nın Gerçekleşmeyen Ardahan Ziyareti
Eylül 1924?te Reis-i Cumhur Mustafa Kemal Paşa yanında eşi Latife Hanım olduğu halde Karadeniz gezisine çıkmıştı. Bu sırada merkez üssü Erzurum olan deprem felaketi nedeniyle gezisini keserek Erzurum?a geldi. 7 Ekim 1924 tarihinde Kars?a gelen Mustafa Kemal Paşa büyük bir sevinçle karşılandı. Reis-i Cumhur Gazi Mustafa Kemal Paşa gezi programına Ardahan?ı da almıştı. Fakat tam bu sırada çıkan Musul-Kerkük hadiseleri Gazi?nin programını tamamlamasına engel oldu.Bundan dolayı Mustafa Kemal Paşa Başvekil İsmet Paşa?ya şu telgrafı göndermişti:
? Başvekil İsmet Paşa Hazretlerine;
Kars Vilayeti kazaları ve Ardahan Vilayeti, davet ve arz-ı tazimat için Kars?a hususi heyetler göndermişlerdi. Bütün serhat vilayetlerimizi görmeye, vaktin müsait olmadığına pek müteessirim. 06.10.1924 Salı, M. Kemal?
Çok fazla istemesine rağmen ülke sorunları nedeniyle Gazi Paşanın Ardahan ziyareti böylece gerçekleşememiş oldu.
TBMM?de 1926?ya Kadar Ardahan Milletvekilleri
Ardahan 1921?de mutasarrıflık haline getirildiği için Kars gibi TBMM?de milletvekilleri ile temsil hakkına sahip oldu. İki yasama dönemi için milletvekillerini seçmiş ve TBMM?ne göndermiştir. I. dönemde Ardahan?ı temsil edenler: Hilmi Bey ve Osman Server Bey?dir. Hilmi Bey 1885 yılında Şavşat?ta doğdu. Filibeli Mustafa Efendinin oğludur. Harbiye?den mezun oldu. İttihat ve Terakki Cemiyeti?nde aktif bir rol üstlendi. Cumhuriyetin ilanından sonra Atatürk?e karşı İttihatçılar tarafından organize edilen gizli komitelerde rol aldı. 14 Haziran 1926 yılında Mustafa Kemal Paşaya karşı suikast tertibinde bulunmak suçundan tutuklandı. Ankara istiklal Mahkemesi?nde suçu sabit görüldü. 26 Ağustos 1926?da Ankara?da idam edildi. . Yasama döneminin ikinci milletvekili Osman Server Bey, Atabeyler ailesindendir. 1886 Ahıska doğumludur. Yüksek tahsil için Avrupa?ya gitti. Almanya?da mühendislik ve ziraat, İsviçre?de ise hukuk eğitimi gördü. ?Milli İslam Şurası? ve ?Güneybatı Kafkas Hükümetinin? kuruluşunda aktif roller aldı. 1921 seçimlerinde Ardahan?ı temsilen Ankara?ya gitme hakkı kazandı. 1923?den sonra mühendis olarak özel kurumlarda bulundu. Atabek soyadını aldı. 1962 yılında İzmir?de geçirdiği bir trafik kazasında vefat etti.
1923?deki II. dönemde Ardahan üç milletvekili ile Mecliste temsil edildi. Milletvekillerinin hepsi asker kökenli idiler. Bu milletvekilleri Halit, Talat ve Tahsin Beylerdir.Halit Paşa, Kars ve Ardahan?ı kurtaran ordunun komutanıdır. Daha sonra ?Karsalan? soyadını almıştır. 1925?te vefat etti.Talat Bey, 1922 yılında Ardahan Mutasarrıflığı?na tayin edilmiş ve ertesi yıl Ardahan?dan milletvekili seçilmiştir. ?Sönmez? soyadını alan Talat bey 1950 yılında vefat etmiştir. Tahsin Bey, I. Dünya Savaşı?nda Rus istilasına kadar Erzurum Valiliği görevinde bulunmuştur. 1923 seçimlerinde Ardahan?dan Meclise girdi. Atatürk tarafından kendisine ?Uzer? soyadı verilmiştir. Ardahan tekrar tasarruf nedeni ile ilçe haline getirilince Meclisteki temsil hakkı sona erdi.
1923-1926 Döneminde Ardahan Valileri:
Ardahan?ın Vilayet statüsünde bulunduğu 1923-1926 yılları arsında görev yapan valiler ve görev süreleri şöyledir:
1. Ali Rıza CEYLAN = 1923 - 1925
2. Mehmet Eşref SAYIT = 1925 - 1926
3. Mehmet Hurşit AKKAYA = 1926
Ardahan?ın Kaza Oluşu
1926 yılına kadar vilayet statüsünde bulunan Ardahan, 30 Mayıs 1926 tarih ve 877 Sayılı Kanun ile kaza haline dönüştürüldü. Bu karar 26 Haziran 1926 tarih ve 404 Numaralı Resmi Ceride?de ilan edilmiştir. 877 Numaralı Kanun ?Teşkilat-ı Mülkiye Kanunu? adını taşımaktadır. Bu kanunun Ardahan?ı ilgilendiren 1 numaralı cetveli şöyledir:
?İsimleri belirtilen 1 numaralı cetvelde yazılı olan Üsküdar, Beyoğlu, Ardahan, Çatalca, Gelibolu, Genç, Ergani, Siverek, Kozan, Muş ve Dersim kazaya çevrilmiştir.?
Ardahan?ın İl Olması
Ardahan tam olarak 66 yıl Kars iline bağlı bir ilçe statüsünde idare edildi. 27 Mayıs 1992 tarih ve 3806 Sayılı Kanun ile tekrar 1921?deki gibi bir il haline getirildi. Ardahan?ın Bakanlar Kurulu Kararı ile il yapıldığı 3806 sayılı kanunun 1. maddesi şöyledir:
Madde 1- Kars iline bağlı Ardahan ilçe merkezi olmak ve ekli (13) sayılı listede adları yazılı ilçe, bucak, kasaba ve köyler bağlanmak suretiyle Ardahan adı ile ?İL? kurulmuştur.